| |
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Prof. Dr. E. Semih YALÇIN’ın yapmış olduğu yazılı basın açıklaması. 27 Ocak 2010
AKP’NİN “SİVAS’IN ÖTESİNDEN” DÖNEN YIKIM PROJESİ…
Siyasetin çıtasını düşüren üslup; aynı zamanda siyasetçilerin seviyesinin de göstergesidir. Önceleri Kasımpaşalı ‘delikanlı adam’ imajıyla Türk milletinin duygularını okşayan, daha sonra sarsılan itibarını düzeltmek adına ‘van minut’ çıkışını kurgulayıp yine delikanlılığı aklına düşen Sayın Başbakan son altı aydır açılım, saçılım teraneleriyle siyasî varlığını kurtarma peşine düşmüştür. Bulunduğu ortama göre şekil alan ve serbest piyasa tâcirlerinin pazarlama taktikleriyle siyaset yapan Sayın Başbakan, devlet yönetmeye kalkmanın dayanılmaz ağırlığı altında kalmış durumdadır. Sayın Başbakan, devlet idare etmek ile vaziyeti idare etmek arasındaki ikilemin bedelini, şimdilik öfke patlaması ve akıl tutulmasıyla ödemektedir. Başbakanın bu ruh hâli, Türk siyasî tarihini iyi bilmemesi ve danışman tabletleriyle idare etmek zorunda kalmasıyla izah olunabilir. Sayın Başbakan devlet yönetimiyle ilgili önemli konuların altında kalmanın hezeyanıyla MHP mensuplarına saldırmakta ve zaman zaman çelişkili ifadelerde bulunmaktadır. Bu tip çelişkili hâlleri zuhur ettiği zamanlar Türk milliyetçilerini kastederek “Sivas’ın ötesine gidemez; Tunceli’nin yerini bulamaz.” tarzındaki söylemleriyle kendi zihnindeki ayrışmayı ve gerilimi milletimizden de beklemektedir.
İktidarın ve onun başbakanının toplumu kamplaştırma ve devlet kurumlarını çatıştırma üzerine kurulu siyaset stratejisi artık deşifre olmuştur. Siyasî ayıbı ortaya çıkan Başbakan, tehlikeli çıkışları örtbas edebilmek için, değerlerimize yabancılaşmış aydınlardan referanslar aramayı bırakmalıdır. Bu özürlü bakış, “MHP’nin bölgede parti binası bile yok, sizin bölgeyle ilgili söz söylemeye hakkınız yok.” gibi akıl ve izan dışı bir açıklama yapabilmiştir. Bunun anlamı; Habur karşılamalarına devam etme, yeni çadır tiyatroları sergileme niyetinde olan siyasî iktidarın bu yüksek tansiyonlu günlerde MHP liderini bölgeye gönderip akabinde açılımlarla yapamadığı kamplaşmaya zemin hazırlamaktan başka bir şey değildir.
Bütün bu olumsuzlukların yanı sıra AKP zihniyeti kamplaşma çabalarıyla birlikte, Türk milletinin birlik ve beraberliğinin sembolü olan şehirleri, bugün akıl almaz bir şekilde ‘öteki’ olarak sunmaya çalışmaktadır. Bu meşum zihniyet, düne kadar devlet ve millet bütünlüğünün sembolü olan bölge insanını bugün ayrışmanın sembolü olarak görmeye başlamıştır. Başbakan, “Sivas’ın ötesine gidemezler” sözüyle Sivas’ın bir ötesinin bir de berisinin olduğunu ve bunların ayrı manalar ifade ettiğini düşündürmektedir. Bu hâliyle ayrıştırmayı aleni bir şekilde meşrulaştıran Başbakanın sıkça dillendirdiği ‘Sivas’ın ötesi’ tabiri, sakat bir mantığın ürünüdür. Bu söylem, yaklaşık doksan yıl önce Türk yurdunu paylaşma projelerinde kullanılan “Fırat’ın doğusu ve batısı” tabirini bizlere hatırlatan Sevr’in uzantısıdır. Demek ki Başbakan ve ekibinin zihninde, bir “ötesi” ve bir “berisi” olan parçalı bir Türkiye haritası mevcuttur. Bu tip arızalı ve ayrıştırmacı anlayışları, Türk toplumunun şuur altına yerleştirme gayreti olarak görmekteyiz.
Ancak bütün bu çabalara rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecindeki temel düstur, sınırları Misak-ı Millî ile çizilen bölünmez bir Türk yurdu olduğu gerçeği görmezlikten gelinemez. Aksi ifade ve kabuller, Misak-ı Millî’nin reddi anlamına gelmektedir. Ancak, bugün yaşanan olaylara bakıldığında, Başbakan ve ekibinin bu yemine sadık kalmak gibi bir mesuliyet duygusu taşımadığı görülmektedir. Çünkü ülkemizde değerlerimize yabancılaşmış aydınların çizdiği siyasî rotada giden AKP zihniyeti; Kandil’i, Habur üzerinden İstanbul’a ve diğer şehirlerimize taşımayı başarmıştır.
Öncelikle şu gerçeğin bilinmesi ve yüksek sesle dillendirilmesi gerekir ki MHP ve lideri şu an sorun olarak görülen bölgenin ve burada yaşayan vatandaşlarımızın bütün meselelerine her açıdan vâkıftır. Çünkü Türk milliyetçileri; Sivas’ın ötesini de, Hakkâri’nin dağlarındaki runik Türk alfabesini de, Tunceli’nin koçbaşlı mezar taşlarını da bilir. MHP, gerek 40 yıllık siyasî geçmişinde gerekse 57. hükümette ortaklık tecrübesinden bu yana her zaman ve zeminde doğu ve güneydoğu bölgelerimizin aslî partisi olmuştur. AKP’nin tansiyonu ve ateşi yükselttiği bölgeye MHP ve lideri isterse devletin güvenlik sağlamasına ihtiyaç duymadan gitmiştir, gitmektedir, yine gidecek ve siyasetini yapacaktır. MHP bu siyaseti yaparken AKP'nin yıkım projesinin tuzağına da düşmez.
Bununla birlikte MHP ve liderinin sahte kahramanlıklara, kurgulanmış delikanlılıklara ihtiyacı olmadığını da hatırlatırız. MHP’nin mazisi, millet düşmanlarıyla nasıl mücadele edildiğinin gerçek kahramanlıklarıyla doludur. AKP’nin bütün tahriklerine rağmen MHP, iktidarın açılım yalanına karşı durmaya devam edecektir. Bugün gelinen siyasî süreçte, yeni ve özgün tavrın ifadesi, açılım safsatasına karşı olmaktır. Çünkü açılım teranelerinin artık bir yıkım projesi olduğu anlaşılmış dolayısıyla bu oyun bitmiştir. O halde bu hâliyle açılım karşıtlığı; sosyal, siyasî, fikrî tabanlı millî bir duruştur. Bu millî duruş, bugün itibariyle sadece MHP tarafından gösterilmektedir.
|