03.08.2003 - 14. Erciyes Zafer Kurultayı Konuşması
Ana SayfaAna Sayfa  

Genel Başkan

Konuşmaları

Genel Başkanımız Dr. Devlet Bahçeli'nin
14. Erciyes Zafer Kurultayı Konuşması
03 Ağustos 2003

 

Aziz Dâvâ Arkadaşlarım,

Dünyanın Dörtbir Tarafından Gelen Çilekeş Gönüldaşlarım,

Yiğit Bozkurtlarım,

Muhterem Misafirler,

Basınımızın Değerli Temsilcileri,

Buluşmaların en ihtişamlısı, Kurultayların en görkemlisi Erciyes Zafer Kurultayı’na hoşgeldiniz, şeref verdiniz.

Hepinizi en içten duygularımla, sevgiyle ve saygıyla selâmlıyorum.

Türk dünyasının bu yıl 14.sünü kutladığımız en büyük kurultayında, sizlerle yeniden buluşmaktan büyük mutluluk duyuyorum.

Erciyes Dağı’nın doruklarında, Erciyes gibi vakur Türk milliyetçileriyle, genç bozkurtlarla, siz dâvâ arkadaşlarımla yeniden biraraya gelmenin kıvancını, sevincini yaşıyorum.

Bizlere bu imkânı veren, bizlerden rahmetini ve yardımını esirgemeyen Yüce Allah’a şükürler olsun.

Bu geleneği başlatan Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’i rahmet ve minnetle yad ediyor, fatihalar gönderiyoruz.

Emeği geçen bütün arkadaşlarımdan Allah razı olsun. Bütün imkânsızlıklara, karalama ve engelleme kampanyalarına rağmen bu muhteşem tabloyu oluşturan ve yaşatan sizlerden Allah razı olsun.

Kıymetli Dâvâ Arkadaşlarım,

Muhterem Misafirler,

Bildiğiniz gibi kurultaylar, hem hasret gidermeye, hem istişare yapmaya hem de Türk milletine seslenmeye fırsat veren önemli zeminlerdir.

Milletimizin en eski ve en güzel örflerinden biri olan kurultaylarda, sosyal ve siyasî meselelerin ele alınması da bir gelenektir. Ben de konuşmamda, yaşanan sıcak gelişmelerle ve gelecekle ilgili fikirlerimi sizlerle paylaşacağım.

Hatırlanacağı üzere, geçen seneki kurultayda Türkiye seçim sürecine girmişti. Ülkemizi seçim sürecine getiren çok boyutlu entrikalar karşısında MHP duyarlı davranmış ve milletimizin hakemliğini tek çıkar yol olarak görmüştü.

Partimizin seçimlerde arzu edilen sonucu alamamış olması şüphesiz üzücüdür.

Biz seçimlerden kendi payımıza düşen dersi çıkardık.

Türk Milleti’nin sahte kurtarıcıları daha iyi tanıması gerektiğine inandık.

Ama birilerinin çok arzuladığı gibi, Milliyetçi Hareket tarihe gömülmemiş, kaybolmamıştır.

Biliyor ve inanıyoruz ki, Milliyetçi Hareket bu süreçten haklılığı görülerek ve büyüyerek çıkacaktır.

Evet, Milliyetçi Hareket dimdik ayaktadır ve Allah’ın izniyle her geçen gün daha çok güçlenmektedir.

Seçimlerden tek başına iktidar olarak çıkan AKP’nin yaptıkları ise, Türkiye üzerinde oynanan oyunları teyit etmektedir. Partimizin içinde bulunduğu hükümete yaptırılamayan düzenlemelerin AKP Hükümeti’nce jet hızıyla gerçekleştirilmesi, Milliyetçi Hareket’e yönelik plânlı saldırıların en açık göstergesidir.

Kıbrıs millî davamızda akılalmaz ihmal ve tavizler, bölücü teröristlerin affedilmesi, azınlık vakıflarına tanınan hakların genişletilmesi, Millî ve üniter devlete hançer gibi saplanan İkiz sözleşmeler bu hükümetin işlediği büyük günâhlardır, siyasî ve hukukî cinayetlerdir.

AKP Hükümeti, er-geç bu büyük günâhların hesabını millete ve tarihe karşı verecektir.

Çok iyi bilinmelidir ki, bu tarihî yanlışları birileri unutsa bile, biz asla unutmayacağız. Bölücü teröristleri ve hainleri affedenleri tarih unutsa bile, biz asla unutmayacağız ve affetmeyeceğiz.

Ve günü geldiğinde, bunların hesabını millet adına bir bir soracağız.

Aziz Dâvâ Arkadaşlarım,

Genç Bozkurtlarım,

Sekiz aydan fazla bir süredir tek başına iktidar olan AKP’nin günahları ve beceriksizlikleri bunlarla sınırlı değildir.

Onursuz ve teslimiyetçi siyasetin iliklerine kadar işlediği iktidar, bölücüleri cesaretlendirmekte, Türkiye düşmanlarını sevindirmektedir. AKP iktidarının millî tehdide dönüşen zaafları, Türkiye’nin hiç hak etmediği çok çirkin muamelelere maruz kalmasına yol açmaktadır.

İş o noktaya varmıştır ki, Kuzey Irak’ta bulunan Türk irtibat timine mensup 11 subayımız, Amerikan askerleri tarafından son derece kalleşçe ve küstahça gözaltına alınabilmiştir.

Kuzey Irak’ta yaşanan bu çirkin olay, milletimiz tarafından büyük bir nefretle karşılanmıştır. Türk milleti, bu olay karşısında infiale kapılmış, sorumlularının derhal cezalandırılmasını istemiştir.

Ama AKP Hükümeti’nin duyarsızlık, basiretsizlik ve beceriksizliğinden dolayı, Amerikan yönetimi özür dilemek bir yana, Türkiye’yi suçlu göstermeye çalışmıştır.

Türk milletinin onurunu derinden yaralayan bu olayın üzerinden daha bir ay geçmeden, bu sefer Amerika’nın Türkiye’den asker istediği söylenmeye başlanmıştır. ABD Büyükelçisi, Türkiye’nin asker vermeyi teklif ettiğini söylerken, Hükümet aksini iddia edip Amerikan’nın asker istediğini ileri sürmüştür.

Bütün bu çelişkili, ikircikli ve zavallı açıklamalar kadar vahim olan bir başka husus daha vardır. Türk askeri, Türkiye’nin güvenliğiyle doğrudan ilgili olan Kuzey Irak’ta değil, Bağdat ve çevresinde konuşlandırılmak istenmektedir.

Türk ordusu bir lejyoner birliği değildir ve ona paralı asker muamelesi yapmak ancak tüccar siyasetçilere yakışır.

“ABD askerleri ölmesin, onların yerine Mehmetçik ölsün” mantığıyla geliştirilen bu teklif, vatansever ve duyarlı olan herkesi çileden çıkaracak boyutlardadır. Bu teklifi önümüzdeki aylarda hayata geçirmeyi plânlayan Hükümet, Türk milletinin duygu ve düşüncelerini yine yok saymaktadır.

Bu konuda birinci derecede yetkili devlet organları ve kurumları da kararlı bir yaklaşım içinde olmak zorundadır. Milli ve tarihi sorumluluklar unutulmamalıdır.

Kuzey Irak’ta talancı peşmerge unsurların “kukla devlet” çalışmalarına hız verdiği bir süreçte Türk askerinin kukla devletin hamisi olan Amerikan Kuvvetleri’ne koruma yapmasını düşünmek bile tüyler ürperticidir.

Askerimize yapılan çirkin muamelenin daha sıcaklığını koruduğu,Türkiye’den özür dilenmediği, Irak’ta hassasiyetlerimizin yok sayıldığı bir süreçte asker göndermeye kalkışmak, asla hafife alınamaz ve affedilemez.

Hiç kimse bu rezaletin hesabını tarih ve millî vicdan önünde veremez.

Şurası çok iyi bilinmelidir ki, ciddiyetsiz ve kimliksiz tüccar siyasetçi kafasıyla bir muz cumhuriyetini yönetmek belki mümkün olabilir, ama bölgesinde ağırlığıyla önplâna çıkan Türkiye Cumhuriyeti’nin bu tür gayriciddî yaklaşımlarla yönetilmesi mümkün değildir.

Devlet idaresi, seçim meydanlarında halka bol keseden vaat vermekten çok farklıdır. Halka tutamayacağınız vaatler verdiğinizde, bunun hesabı belki sorulmayabilir.

Ama bütün dünyanın gözü önünde Türk milletinin onurunu çiğnetirseniz, bunun hesabı size sorulur, hem de çok ağır biçimde sorulur.

O gün geldiğinde size Türkiye dar gelir.

Aziz Dâvâ Arkadaşlarım,

Yarınlarımızın Teminatı Bozkurtlarım,

Bilindiği üzere millet AKP’yi iktidara, “Ver kurtul” ve “sat kurtul”cu teslimiyet ve talan reçetesi uygulaması için değil, sosyal ve ekonomik sıkıntılarına bir an önce çözüm bulma vaatlerine inandığı için getirmiştir. Avrupa Birliği’nin dayatmalarını “kutsal emir” olarak algılayıp uygulasın diye iktidar yapmamıştır.

Ne var ki hükümet; teslimiyetçiliğe iman etmekte, kendi çıkardığı sahte fatura affından yararlanan, çocuğuna gemi kiralayan, kaçak orman arazilerini kılıfına uydurmak isteyen, birinin dediği diğerininkini tutmayan bakanlardan oluşmaktadır.

Bir süreliğine 57. Hükümet’in aldığı tedbirlerin meyvesini yiyen hükümet, yaptığı hesapsız uygulamalarla düzelme eğilimine girmiş olan ekonomiyi de yeniden duraklatmıştır. Bazı medya kuruluşlarının ağız birliği etmişcesine pembe tablolar çizmesi bu gerçeği değiştirmemektedir.

Seçim öncesinde her türlü istismarı yapan, vatandaşa şirin gözükmek için şiir okuyup şarkı bile söyleyen başbakan, şimdi derdine derman arayan insanlarımızı paylayıp azarlamaktadır. Ne acıdır ki, bunların gerçek yüzleri budur ve artık daha fazla gizlenememektedir.

Sahte halk kahramanları dikiş tutmamakta, göz boyama ve şov alışkınlıkları artık sırıtmaktadır.

Tarım Bakanının gözleri “köylünün gözünü toprak doyursun!” diyecek kadar kararmaktadır. Memurlarımızın aldıkları zam, ihtiyaçlarını karşılamaktan çok uzaktır. Diğer toplum kesimlerinin durumu ise daha da vahimdir. Başbakan zam isteyen işçileri, “Ya işsizler sendika kurarlarsa haliniz ne olacak?” diyerek tehdit etmektedir.

Ekonomiyi düzeltmek için yolsuzlukları engellemek gerektiğinden bahsedenler, şimdiden yolsuzluk çamurunun içine saplanmışlardır.

Yolsuzluklar, Meclis’te kurulan komisyonları şov amaçlı kullanmak yoluyla engellenemez.

Hodri meydan, kimin hakkında en ufak bir şüpheniz varsa üzerine gidin! Meclis Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nun elde ettiği bulguları değerlendirin ve soruşturma komisyonlarını kurun. Kim yolsuzluk yaptıysa onun da gözünün yaşına bakmayın. Ama kendinizi de bu işten muaf tutmayın. Millete meydanlarda verdiğiniz sözü tutun ve dokunulmazlıkların arkasına saklanmaktan vazgeçin.

Çünkü, yolsuzlukların damarlarına girdik diyenlerin, öncelikle kendi damarlarındaki yolsuzluk mikroplarından temizlenmesi gerekir.

Ama bunlar, yolsuzlukların damarlarına girdik hortumları kestik dediler, komik maaş artışlarından ve ek vergilerden vazgeçmediler.

Yoksa hortumları kesip, başka yerlere mi akıtmaya başladılar?

Hortumları kestik diye şov yapanlar, Türkiye’yi hortumlamasınlar yeter!

Bunlar, seçimlerden önce her türlü vaatte bulunup, seçimlerden sonra sorunları kucağında bulduklarından şikayetçi oluyorlar.

İktidar ağlama duvarı olmadığı gibi, sizi oraya getiren insanları azarlama yeri de değildir. İktidar, muhalefete tahammül etme, sorunları çözme yeridir.

Olmadık isnatlarda bulunup halkın kafasını karıştırmakla yolsuzluklar önlenmez, sorunlar çözülmez.

Huzurlarınızda bir kez daha ifade ediyorum: Yolsuzluk, Türk ekonomisinin ve siyasetinin en büyük kamburlarından biridir.

Bunun arkasını aramak da öncelikle Meclis’in görevidir. Pisliğe kim bulaştıysa hesabını mutlaka vermelidir.

Değerli Dâvâ Arkadaşlarım,

Yarınımızın Teminatı Yiğit Bozkurtlarım,

Memleketin ekonomik ve sosyal yapısında böylesi önemli sorunlar hâlâ sürmekteyken, AKP Hükümeti önceliği, AB’ye uyum makyajlı teslimiyet paketlerini yasalaştırmaya vermiştir.

Bölücülüğe prim veren, teröristleri affeden bu hükümet, milleti canından bezdiren yoksulluğu ne zaman gidermeyi düşünmektedir? Yoksa hükümet, teröristler affedilince, yeni efendilerinden aferin alıp ekonominin kendiliğinden düzeleceğini mi sanmaktadır? Bu afla birlikte Allah korusun terör yeniden azarsa, bunun sorumluluğunu AKP Hükümeti nasıl taşıyacaktır?

Ne yazık ki, AKP Hükümeti’nin böyle bir endişesi bile yoktur.

Birileri bölücü teröristleri affedin dedi, bunlar affettiler. Öyle görünmektedir ki, yarın siyasî haklarını tanıyın diyecekler, bunlar tanımaya kalkışacaklardır.

Bunların millî irade edebiyatının göstermelik olduğu açıkça görülmektedir.

Zaten Aldatma ve Kandırma Partisi’ne yakışan da budur.

Çünkü, başta AB olmak üzere uluslararası dayatmaların siyasî taşeronluğuna soyunmuş bir iktidarın millî irade söylemi, milleti aldatmaktan ibarettir.

Türk milletinin bağımsızlık ve özgürlük iradesinin ortaya konduğu Erzurum Kongresi’nin tarihi mekânında teslimiyet yasalarına imza atanları iyi tanımak lazımdır.

“Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz”, “Manda ve himaye kabul edilemez” kararlarının alındığı bu mekânı kirli emellerine alet edenler gerçek niyetlerini gizleyemezler.

Eğer teslimiyetçi iktidar kendine tarihi bir mekân arıyor ise, bunun yeri ancak Damat Ferit’in mezarı olabilir!

Şimdi sormanın zamanıdır: Ne olmuştur da AKP yöneticileri bir sene içerisinde bu kadar değişmişlerdir? 57. Hükümet’i yıkmak için kolkola giren menfaat çevrelerinin ve dış odakların bu hükümeti yere göğe sığdıramaması, AKP’nin gizli ilişkiler ağından mı kaynaklanmaktadır? ABD’li askerlerin çirkin tavrından sonra AKP yöneticilerinin sessizliğe gömülmesinde, bu ilişkilerin rolü ne kadardır? Bölücülüğe ve bölücü teröristlere verilen tavizlerin gerçek sebebi nedir?

Bütün bu soruların cevabını ararken, aziz vatandaşlarımızın dünyada ve bölgemizde olup bitenleri hatırlarında tutarak değerlendirme yapmaları gerekir. Yine, sürekli ülkemizi aşağılayanlara, yabancı güçlerin ve ülkelerin borazanlığını yapanlara çok dikkat edilmelidir.

Aksi takdirde, AKP Hükümeti’nin millî ve üniter devleti çökertme, bölücüleri affetme gayretkeşliğini tek başına anlamlandırmak, kolay kolay mümkün olmayacaktır.

Bugün örnek aldıkları ülkeler kendi çıkarları ve haklarını korumak için her yolu denerken, Türk milletine teslimiyeti çağdaşlık, onursuzluğu dostluk olarak yutturmaya çalışanları da çok iyi bilmek gerekir.

Unutulmamalı ki, Avrupa Birliği’nin dayatmalarını demokratikleşme ve özgürlük gibi kavramlar ile pazarlayanlar, tarih ve millî vicdan önünde ağır bir suç işlemekte, gerçek yüzlerini gizlemektedirler.

Çünkü, bunlar, Batı karşısında aşağılık kompleksini yenemeyenler ile millî ve üniter devletle kan davası güdenlerdir.

Bunların demokrasi ve özgürlük bezirganlığı, özgürlüğün asaletine sahip oldukları için de değildir. Çünkü, onlar, özgürlüğün ne özüne, ne de asaletine sahiptirler.

Çünkü onlar, özgürlüğün, onurlu yaşamaktan ve bağımsızlıktan ayrı düşünülemeyeceğini çok iyi bilip ifade etmeyenlerdir.

Bunun için, teslimiyetçiliği meslek edinen, millî hassasiyetleri millî hastalık olarak görenlerin özgürlük tutkusu sahtedir. Onlar sadece yeni sömürgeciliğin Türkiye’deki temsilcileridir.

Bunlarla mücadelemiz de her şart altında sonuna kadar sürecektir.

Değerli Arkadaşlarım,

Yiğit Bozkurtlarım,

Türkiyemiz, teslimiyetçi lobilerin güdümündeki AKP Hükümeti’nin elinde zor günlerden geçerken, gelecek çok sancılı gelişmelere gebedir. Yarınki nesillerin geleceğini bile ipotek altına alacak düzenlemeler birbiri peşisıra Meclis’ten geçirilmiştir.

Ve ne acıdır ki, bütün bu olanlar milletten gizlenmekte, özellikle bazı medya kuruluşları tarafından bayram havası estirilmektedir. Halk suni gündemlerle, sanal demokrasi ve özgürlük masallarıyla, magazin tartışmalarıyla uyutulmaya çalışılmaktadır.

Bazı medya kuruluşlarında öyle programlar yapılıyor, öyle yazılar yer alıyor ki, bunlar varken Türkiye’nin düşmana bile ihtiyacı yok.

Şüphesiz, bu açıdan dünyanın en talihsiz ülkelerinden biriyiz. Türkiye’nin birlik ve dirliğine asgari düzeyde bile saygı göstermemeleri bunun en açık delilidir.

Bu zamana kadar paket paket çıkarılan uyum ambalajlı yasalarda, milletimizin bugününü ve yarınını olumlu etkileyecek, gerçek demokrasiye hizmet edecek düzenlemeler yok denecek kadar azdır.

Bu düzenlemeler, Anadolu Türklüğünün son bağımsız devleti Türkiye Cumhuriyeti ile problemi olanlara, bölücülere ve misyonerlere hizmet edecek düzenlemelerdir. Zaten en çok memnun olanlar da bunlardır.

Batılı efendilerinden aldıkları aferinleri de buna eklemek gerekir.

Yıkım paketlerini Meclis noterine tasdik ettiren Hükümet’e, yarın da Kıbrıs kazanını kaynattıracaklarından büyük endişe duyuyoruz.

Ama unutulmasın ki, teslimiyetçi iktidar Kıbrıs kazanında buharlaşabilir.

Kıbrıs davamız, Türk Milleti’ne şehitlerimizin, atalarımızın kutsal emanetidir. Bu kutsal emanete de sonuna kadar sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Aziz Dâvâ Arkadaşlarım,

Yiğit Bozkurtlarım,

Milliyetçi Hareket olarak, milliyetçi-demokrat bir yaklaşım içinde vahim gelişmeleri yakından gözlemekte, hükümeti ve diğer yetkilileri uyarmaya devam etmekteyiz. Ancak görünen odur ki, son derece tehlikeli geçitlerden geçen Türkiye’nin, böyle bir iktidarla daha fazla yol alması mümkün olmayacaktır.

Çünkü Türkiye, istikrar ve dengeyi dar menfaat odaklarından ve dış çevrelerden medet umarak değil, milletle kaynaşarak sağlamış şahsiyetli ve millî bir iktidara muhtaçtır.

Ancak böyle bir iktidar, Türk milletini ve Türkiye’yi çevremizdeki yangından, bölücülük tuzaklarından koruyabilecek; ancak böylesine dirâyetli bir iktidar, teslimiyetçi kuşatmayı yaracak, daha sonra büyük ufuklara uzanabilecektir.

Gerçekten de, ülkemizin etrafında oluşturulan ve Türk milletinin dirliğini tehdit eden çember gitgide daralmaktadır. Bu sinsi çemberi kırıp milletimizi esenliğe, ülkemizi güvenliğe kavuşturmak için, her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacımız vardır.

Bu yüzden kırgınlıkları, küskünlükleri, şahsî hesapları bir kenara bırakıp, “Yeni bir Dünya ve Yeni bir Türkiye için Büyük Buluşma”yı gerçekleştirmemiz kaçınılmazdır.

Çünkü zaman, küçük ayrıntılar yüzünden ayrılığa düşme zamanı değil, ortak değerleri ve hassasiyetleri öne çıkararak güç birliği yapma zamanıdır. Zaman, yeniden bir “gönül seferberliği” başlatma, millî bilinci ayağa kaldırma zamanıdır.

Böylece Türk milliyetçilerine ve onların siyasî kalesi olan Milliyetçi Hareket’e dil uzatanların da, oyunları bozulacak, hevesleri kursaklarında kalacaktır.

Türk milliyetçilerinin vatan sevgisini ve rüştünü ispat etmesine ihtiyaçları yoktur. Tarih, gönlümüzün de yüreğimizin de yüceliğinin en büyük ve canlı şahididir. Yarınlar da şimdiden en büyük şahidimiz olmaya hazırlanmaktadır.

Esas rüştünü ispat etmesi gerekenler, Türk milliyetçilerini, ülkücüleri işlerine geldiğinde arayanlar ya da lazım olduğunda hatırlayanlardır.

Hariçten gazel okuyanlar, önce sizler rüştünüzü ve iyi niyetinizi ispat edin, daha sonra da Milliyetçi Hareket’e köstek değil, destek olun.

Çünkü zaman, sahne gerisinden sahte kahramanlık taslama zamanı değildir.

Her duyarlı Türk insanının tehdit altındaki millî varlığımız ve dirliğimiz için elinden geleni samimiyetle yapma zamanıdır.

Allah’ın izniyle bu ulu kurultay, Türk milliyetçilerinin yeniden şahlanışının, Türkiye’nin kaderine el koyuşunun başlangıcı olacaktır.

Bu kurultayda hareket olarak tazelediğimiz imân ve azmimizle, Türk milletinin kıyamete kadar devletli-vatanlı yaşama ülküsünü dost-düşman herkese yeniden gösterdik ve göstermeye devam edeceğiz.

Muhteşem Erciyes Kurultayımızda ortaya koyduğunuz azim ve heyecan, teslimiyetçi ve ufuksuz AKP iktidarına ilk büyük uyarımızdır. Bu büyük uyarı herkes tarafından dikkate alınmalıdır.

Çünkü arkası gelecek, onursuzluğun kader, Türkiye’nin sahipsiz olmadığını herkes görecektir.

Bütün Türkiye sevdalıları, bütün vatanseverler, Türk milletini hafife alanlara ve Türkiye üzerinde haince hesapları olanlara hakkettikleri dersi verecektir.

Buradan bir kez daha ilân ediyoruz ki, Türk milliyetçileri varoldukça Türkiye de Türk milleti de ilelebet var olacaktır.

Şüphesiz Yüce Allah, emekleri ve iyi niyetleri karşılıksız bırakmayandır.

Bu duygu ve düşüncelerle Türk milliyetçilerinin daha nice kurultaylarda aynı kararlılık ve heyecanla yeniden biraraya gelmesini diliyorum. Sizleri en derin sevgi ve saygılarımla selâmlıyorum.

Hepinizi Yüce Allah’a emanet ediyorum.

Sağolun, varolun...

Dr. Devlet Bahçeli
Milliyetçi Hareket Partisi
Genel Başkanı